





Ezber bozan kalemiyle çocuk ve gençlik edebiyatımıza pek çok yenilikçi eser kazandıran Miyase Sertbarut’un, okumaya mesafeli duran çocuklardan esinlenerek yazdığı Yuan Huan’ın Kulübesi, beş mucizevi hikâyeyi dikkat çekici bir üst kurguyla birleştiren, merak uyandırıcı bir roman.
Başta kitapların renkli dünyasına ısınamayanlar olmak üzere, 9 yaşını aşmış her yaştan okurunu gözü pek bir hikâye avcısına dönüştürmeyi vadeden bu heyecan dolu serüven; yerel ile evrenseli, geleneksel ile dijitali bir araya getirerek, zamanı ve mekânı genişleten, enfes bir anlatım sunuyor.
“Herkesin bir hikâyesi vardır,” düşüncesi izleğinde, çocukları eleştirel okumaya yönlendiren Yuan Huan’ın Kulübesi; hikâyelerin ölümsüzlüğüne vurgu yaparak, aslolanın onları aktarma yöntemlerini çeşitlendirmek ve geleceğe taşımak olduğunu savunuyor.
İlhami, oyun olsun diye girdiği bir telefon kulübesinin ahizesinden tuhaf hikâyeler dinlemeye başlar. Geçmiş ile bugün arasında sıkışıp kalan işçi çocukların, parmaklıklar ardında büyüyen çocukların, hatta okula gitmek istedikleri halde gidemeyen çocukların gizemli hayatlarına tanıklık eden kahramanımızın aklına parlak bir fikir gelir. Dinlediği hikâyeleri Türkçe ödevi için kullanacaktır. Kitap okumayı sevmeyen İlhami için işler yoluna girmiş gibidir. Ancak unuttuğu önemli bir ayrıntı vardır. Ya okuduğu kitabı okula getirmesini isteseler? Peki, adını Yuan Huan olarak uydurduğu Çinli bir yazar gerçekte var mıdır? Bant kaydı sandığı sesin ardında yatan sır nedir? İlhami’nin zihni son hikâyeye kadar karmakarışıktır. Yoksa, anlattığı yalanlara artık kendi de mi inanmaktadır?..
İçindeki gizli hikâyeciyi, Çinli yazar Yuan Huan’a atfettiği ters köşe hikâyeler ile açığa çıkaran Miyase Sertbarut, İlhami’yi ve dolaylı olarak bütün okurlarını esrarengiz bir edebiyat evrenine konuk ederek, benzersiz bir kitap deneyimi yaşatıyor.
Çok katmanlı metnini daha da derinleştirmek adına aralara gizem tohumları serpiştirmekten kendini alıkoyamayan yazar, Yuan Huan'ın Kulübesi'nde yanıtını aradığı cevapsız sorularıyla okurunun kitapla olan etkileşimini arttırıyor ve geniş geniş düşündürüyor.
Yalan söylemek
İfade / Açıklama: O zaman öğretmen çocuğun okuduğu kitabı hatırladı. "İlhami, bize kitabını getirdin değil mi?" İlhami ayağa kalkıp hızlı hızlı yanıtladı. Yüzü de aynı hızla kızardı. "Getiremedim öğretmenim, dün bizde misafir vardı, misafirin çocuğu kitabı parçalamış." Caner fısıldadı. "Köpek mi oğlum bu, kitabı parçalamış da ne?" "Çok üzüldüm." dedi Berrin Hanım. "Ben de." dedi İlhami ve yerine oturdu. Zümrüt kendi hikâyesi beğenilmediği için çok sinir- lenmişti. Bu sinirle arka sıradan İlhami'nin kulağına doğru eğildi. "Yalan söylüyorsun, dün sizde misafir falan yoktu." İlhami kıza ters ters baktı, "Nereden biliyorsun, aynı evde mi yaşıyoruz?" "Çünkü anneannem bütün gün pencereden binanın kapısına bakıyor, dışardan yabancı biri gelince mutlaka bize de söylüyor." "Dışardan gelen olmadı, üst komşu geldi." "Yine yalan!" dedi Zümrüt. "Çünkü, onların bir kızı var, o da kitap yırtacak kadar küçük değil, on beş yaşında." İlhami bu konuşmayı devam ettirmedi. Zaten Berrin Hanım da derse başlamıştı, öğretmenin söylediklerini anlamaya çalıştı. Teneffüs zili çaldığında Berrin Hanım, İlhami'ye baktı. "Sen kal İlhami, biraz konuşalım." Diğerleri koşarak bahçeye, kantine hücum etti. Herkes sınıftan çıktıktan sonra öğretmen kapıyı kapadı. Sırasında bekleyen çocuğa baktı. "Öyle bir kitap yok değil mi İlhami? Öyle bir yazar da yok..." İlhami başını eğdi, ne diyecekti? Var, benimle konuştu, bilincini bilgisayara aktarmış, oradan internete bağlanıp kitap okumayı sevmeyen çocuklara hikâyeler anlatıyormuş mu diyecekti? Hayır, susmayı tercih etti; yere düşmüş bir kâğıt parçasını, hangi kızdan düşmüş bilinmez, pembe bir saç tokasını, pencereden içeri uçmuş bir kavak yaprağını inceledi; zaman geçmek bilmedi. O hikâyeleri nereden öğrendin? Yoksa sen mi uydurdun?" İlhami yine tek kelime etmedi. "Eğer öyleyse... Çok güzel uydurmuşsun İlhami, devam et, ama bize yalan söyleme, olur mu?" İlhami yalancılıkla suçlandığı için çok utandı, bu zor durumdan nasıl kurtulacaktı? "Ben... ben uydurmadım öğretmenim, yazarın adını karıştırmış olabilirim." "Belki de öyledir." dedi Berrin Hanım, anlayışlı bir ses tonuyla. Sonra sınıftan sessizce ayrıldı, İlhami teneffüs boyunca sınıfta oturmaya devam etti. (s. 127)